13 Nisan 2012 Cuma

Güneş ve Ay (Kendi Kitabımdan Ruh Hali)

Kadim zamanlarda, şimdiki karanlığın aydınlık olduğu yıllarda büyücünün biri yalnızlıktan usanmış. Öyle bir başınaymış ki mutlu insanlardan tiksinir olmuş, öyle nefrete bürünmüş ki bahçesinde yan yana olan ağaçları bile yerle bir etmiş. Tüm dünyanın kendi gibi yalnız kalmasını istemiş. Karanlık büyüleri için en ulaşılmaz dağların tepesine çıkmış, en korkunç ormanların derinliklerine dalmış, en yırtıcı hayvanların kanını almış ve sonunda iksirini tamamlamış. Kehanete göre iksirini içirebilecek hamile bir kadın bulmalıymış. Yola koyulmuş. 3 gün 3 gece yalın ayak, uyumadan, yemeden, içmeden yürümüş. Nefreti öyle büyükmüş ki yorgunluk hissettirmemiş, karnını doyurmuş, susuzluğunu gidermiş. Sonunda derenin kenarında bir ev görmüş ve kapıyı çalmış. Kapıyı açan kadının hamile olduğunu anlayınca en mahsun halini takınmış.

” 3 gündür yemek nedir, uyku nedir bilmedim. Yatacak bir saman yığını, karnımı doyurak bir tas çorba aramaktayım. “
” Sizin gibi yaşlı ve yorgun bir kadına yatacak yatak, verecek sıcak çorbam var. Dilediğiniz kadar dinlenebilirsiniz ” demiş merhametli kadın. Büyücü biraz çorba içtikten sonra uyumuş. Uyandığında kadın ile adamı ateşin başında otururlarken görmüş. Hasta ve çok yaşlı gibi davranan büyücü yanlarına giderek konuşmaya başlamış.

“Beni ölümden kurtardınız. Sıcak çorbanızla midemi, güzel yatağınızla yaşlı vücudumu iyileştirdiniz. Ben de karşılığında size, ulaşılmaz dağların tepesinden, korkunç ormanların derinliklerinden ve yırtıcı hayvanların kanlarından yaptığım bu şifa verici sıvıyı takdim ediyorum. Bu sıvı öyle güçlüdür ki yükünüzün bir bakanın bir daha bakabileceği kadar güzel ve uzun ömürlü olmasını sağlar. “

Bu yaşlı ve hasta kadının iyi niyetine kanan çift iksiri almış. Hamile kadın daha ilk yudumda gözyaşlarına boğulmaya başlamış. Bunu gören kocası panik içinde büyücüye dönerek;

” Karıma ne içirdiniz öyle? neden bu kadar mutsuz oldu? “
” Doğacak kızınız için yalnızlığın kehanetini. Öyle bir büyüdür ki sadece hüznü keşfeden biri bozabilir. ” diyerek kulübeden kaçmış. Günler geçmiş ki kadının gözyaşları dinmemiş. Kocası ise tek varlığı karısının derdine çare bulamamaktan bitap düşmüş. Günün birinde, karanlığın en zifiri anında kızları dünyaya gelmiş. Doğduğu anda bile o kadar güzelmiş ki…Kkadının, çocuğu eline alır almaz gözyaşları dinmiş. Lakin eve elem ve keder çökmüş. Adam ve kadın her nefes alışında içleri çürüyormuşcasına acı çekmiş. Bu ağırlığa dayanamayan karı koca, yavruları doğduktan 3 ay sonra ölmüşler. Ruhları serbest kalırken, ölümlü bedenleri gözyaşları ile ıslanmış.

Anne ve babası ölen çocuğa teyzesi bakmaya başlamış. Teyzesi kör olduğundan, kız onun gözleri olmuş. Yıllar geçtikçe kızın güzelliği etraftaki köylerde dillenir olmuş. Bakan doyamıyor, bir daha bakıyor ve büyülenmişcesine donuklaşıyormuş. Genç kız olduğunda talipleri de birer birer ziyaretine gelmeye başlamış. Genç kız ziyarete gelenleri her zaman çatı katındaki odada ağırlarmış. Üst kata çıkanlar öyle bir ağırlık hissederlermiş ki günlerce yürümüşçesine yorgunluk çökermiş bünyelerine. Hüzün öyle sararmış ki bedenlerini 40 yıl yaşlanmışçasına kamburları çıkarmış. Yine de kendilerini bu güzelliğe bakmaktan alıkoyamazlarmış. Saatlerce kıza bakarak konuşmadan otururmuş, güzelliğini duyarak ülkenin dört bir yanından gelen gençler. Fakat kızın hüznü bulaşırmış simalarına. Elem ve keder sonları olurmuş gençlerin. Ya bilinmeyen uzak diyarlara giderek yok olurlarmış ya da hastalıktan ölüp giderlermiş.Kkızın güzelliği kadar acısı da dört bir yanda konuşulur olmuş. Nice büyücüler iyileştirmeye çalışmışlar, nice yiğit delikanlı kurtarmak için günlerce at üstünde yol gelmiş, zira nafile… Evdeki hüznü kimse giderememiş.

Günlerden bir gün hikayeyi duyarak evi aramaya koyulan delikanlı, 12 gündür at üstündeki yolculuğundan yorgun düşmüş. Karanlık ormanları aşmış, yırtıcı hayvanlarla savaşmış, aç kalmış yine de vazgeçmemiş. Yolda giderken kafası önde, gariban bir köylüye rastlamış. Ruhunu kaybetmiş gibi cansız görünüyormuş. Delikanlı yanına yaklaşmış.

” 12 gündür at üstündeyim. Nice karanlıklara göğüs gerdim. Duydum ki bu civarda elem içinde bir güzellik varmış. Keder ruhunu öyle sarmış ki başkalarının sonunu getirir olmuş. Bilir misin bu büyülü kız nerededir? “
” 20 at boyu ilerde… ” diyerek bir anda kaçmaya başlamış gariban köylü. Delikanlı bir mana verememiş lakin yakınlaşmış olduğunu duyunca içini heyecan sarmış. Tam 20 at boyu ilerledikten sonra kulübeyi görmüş. Karanlığın içinde zifir gibi görünüyormuş. Dipsiz kuyuların sonsuzluğunun bilinmezi gibi. Kimsenin anlamadığı sözleri içeren melodiyi duymuş. Kelimeler anlamsızmış ama bilindik şeyleri fısıldıyormuş gibi ruhunu kanatmış. Kapıyı güzel kızın teyzesi açmış. Delikanlı teyzenin kör olduğunu görünce gülümsemiş. Gözlerinin içine bakarak;

“Derler ki burada hüzün içinde bir güzellik yaşamakta. Dokunanı yakan, göreni büyüleyen, kananı yok eden bir kızmış. Kendisini görmek isterim. “
“Ruhunu eritmeye mi geldin ey yabancı! Duymaz mısın çaresi yoktur. Kendi ayaklarınla ölümüne yürüyorsun. “
” Kendi ölümüme değil hüznü ehlileştirmeye geldim. İzin verin ruhunu arındırayım. “
” Gel öyleyse içeri. En üst katta… “

Delikanlı ne yaptığını biliyor gibi üst kata yönelmiş. Merdivenleri çıktıkça nefes alamıyormuş gibi olmuş ama aldırmamış. Odaya geldiğinde kızın yüzüne bakmamış. dizinin dibine oturmuş. Saatlerce yolculuğunu, gördüklerini anlatmış. Durmaksızın 2 gün boyunca anlatmış hislerini. Kız öylesine etkilenmiş ki en derinindeki yalnızlığına ortak etmiş delikanlıyı. Kapılarını açmış bu yabancıya hem de hiç ürkmeden. En derinlerinde yolculuk yaptırmış. Hiç çıkmasın istemiş ordan. En ücralarını sunmuş. Aynası yapmış, kendinin yansıdığı… Kız ilk defa gülümsemiş. Avlanmayı bilmeyen bir hayvanın içgüdüleri ile ayakta kalması gibi gülümsemiş. Bilmeden, hislerine güvenerek. Evdeki elem ve keder kendini hissettiremeyecek kadar kenara çekilmiş. Günlerce, haftalarca konuşmuşlar. Ama genç adam asla bakmamış kıza. Kendini teslim edebilecek kadar güvendiği adamın onun yüzüne bakmaması üzmüş kızı. Sonunda dayanamayarak adama sormuş.

“Sizi tanıdım. Beni tanımanız için izin verdim. Kimsenin cesaret edemeyeceği karanlıklarımda gezinmenizi sağladım. Siz ben oldunuz, ben de siz… Ruhunuza yansıttım kendimi, ruhuma aldım sizi. Öylesine biz olduk ki sevmediklerimi alıştırdınız. Öylesine biz olduk ki sevmediklerinizi alıştırdım. Acımı çekip aldınız içimden. Gerçekliğiniz ile bıraktınız sonsuzluğa. Yaşanabilir kıldınız hayatı. Fakat bu kadar bağlanmamıza rağmen bir kere olsun bakmadınız yüzüme. Sizi uzaklaştıran nedir? “

“Sizin kadar gerçeğim ben. Anlattıklarım ruhumun en derininde kimseye sunmadıklarım. Anlattıklarınız ruhumun en derinindekilerin aynı. Öyle bir ki karanlıklarımız… Ama hüznünüz yok bende. Farkımız buydu. Ya benim de içime işlemeliydi, yok etmek için ya da sizden söküp almalıydım. Hüzün gözlerdedir. Siz gözlerinizle emdiniz ruhlardaki umudu. Size talip olanlar gözlerinizde kayboldu. Öyle bilinçsiz baktılar ki, öyle sığ sandılar ki boşluğunuzun en derinlerine hapsoldular. Oysa ben; önce kendimi anlattım. Kimsenin bilmediklerini fısıldadım. Siz kapılarınızı açtınız, en bilinmezlerde yürümemi sağladınız. Öyle bildik ki; birbirimizi ayna gibi yansıttık. İşte o zaman ben siz, siz de ben oldunuz. İşte o zaman hüzün ehlileşti. Çünkü ben bir ayna misali yansıttım sizi. Şimdi gözlerinize öyle açım ki… ” diyerek yüzünü dönmüş kıza. Kızın yüzünü ellerinin arasına alarak gözlerinin içine bakmış. Kız da delikanlının gözlerine. Yeniden keşfeder gibi çoçuksu bir merakla hapsolmuşlar gözlerine. o an, gözleri kör eden bir ışık belirmiş karanlık odada. Öylesine güçlüymüş ki gün doğmamış dünyayı aydınlatmış. Kehanet yerine geliyormuş. Kız ışık olmuş, gökyüzüne yükselmiş.

Rivayet edilir ki kız ” güneş ” olarak canlanmış. Her gün dünyaya doğmuş. Delikanlı, kızın gözlerine o kadar hasretmiş ki gözyaşları içinde her nefesinde yalvarmış yanına varabilmek için. Her gün gözlerini ayırmamış güneşten. Güneş sonunda dayanamayarak delikanlıyı eski günlerdeki gibi karanlığın olduğu zamana bahşetmiş. Yine rivayet edilir ki delikanlı birkaç saniye için bile olsa yakından gözlerine bakabilmek için ” ay ” olmayı kabullenmiş. Her gün buluşmuşlar gökyüzünde. Gökyüzünü karanlığa gömerken güneş, ay belirmiş yanında. Gözler buluşmuş en yukarda ve kendi yalnızlıkları ile bozmuşlar kehaneti…

2008