16 Ağustos 2012 Perşembe

kendi kitabımdan alıntılar; geçmiş, şimdi ve gelecek...

Rahat ol dedi, hep derdi zaten... Rahatsızlığın ne demedi hiçbir zaman. Komik değil mi? İyi ol demek nasılsın? demeden. Sorun değil, hallederiz... Kimin için sorun değil? Halledilebilecek şey neden "sorun" diye tanımlansın ki zaten?

Olayları paketleyip süslediğimizde daha mı "şirin" görünüyor gözümüze acaba? Sorular, sorular... Bu gecem yarın gecem hatta dün gecem hep sorular. Sanırım hayatım hep sorular. sorular iyidir aslında, sorgulamayı bırakmaktan korkuyorum, yüzeyselleşmek adına. Ama sorular bile kategorili, iyi sorular, kötü sorular, sıkıntılı sorular...

Olmayacak dualara aminliğim çoktur, uslanmam tecrübe dedikleri benim için akışlar diye nitelenen zamanla. Anlardan bir sürü anlam çıkarıyoruz. Bir de tecrübe deniyor ya kurumsallaştırılıp. Uyurken de anlarım var benim, sıçarken de... Kimse onlara tecrübe demiyor, ayrımcılık yapmayalım diyenler dahil. Hepsi bana katarken ve benden alıp çokça götürürken...

Bir de tabular var, kitaplarda hiç önemsenmeyen. Efsane yazarlardan efsane hikayeler okuduk yıllarca. Hangimiz tabular kısmına takıldı ki? Gerçek aşktı yazılanlar, gerçek hayatlar, gerçek çırpnışlar... Kimse umursamadı çok zengin kıza aşık olan çok fakir adamı ya da yaş farklarını ya da engelli olanı. Yazarın kelimeleri hep gerçekti yan komşumuz yapınca "cık cık" dediğimiz.

Belki bu isyanım da bastırılacak zamanla. Zaman her şeye ilaç derken hiç düşünmedik ki önünü arkasını. Zaman bazen aşka bile ilaç oluyor, hatırlayınca midemi bulandıran. Aşkın unutulanı mı var yoksa tedavi edileni mi? Aşk bir hastalık mı yoksa anı mı anlık olan?

Çokça konuştum, çokça dal değiştirdim, çokça şekil de değiştirdim. Hep aynısını dedim, buradan - şu andan - şu şekilden memnunum diye. hiçkimse demedi, buradan - şu andan - şu şeklinden memnunum diye. Hayır hayır yalan söylemeyeyim. Öyle anlık ki her şey, çok kişi söyledi seni seviyorum diye... Öyle çoklardı ki, ciddiye alma süzgecimi kullandığımda bile isimlerini hatırlayamıyorum. Birçoğuna sevdiğimi bile söylememiştim. Nefret ettiklerim de oldu, tanımadıklarım da. Hatırlamıyorum iltifatlarda olduğu gibi. Başıma iyi bir şey geldiğinde çabuk unutma eğilimindeyim kısa sürüyor diye. Hep kısa sürdü belki de ondandır. Hep gittiler nedenini bilemeden. Hep bitti anlayamadan. Ben mi fazla iyidim? Çok saçma... Ben mi fazla kötüydüm? Çok saçma... Biz mi çok uyumsuzduk? Bilmem... İnanırım yanlış zaman yanlış insana.

Belki bu sefer... Ahhh bu da olmasa nasıl geçer ömür?

1 yorum: